10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk'ü Anma Töreni

Ahmet AKINTI 10.11.2017
Sevgili Çocuklar,
Sayın Konuklar,
Kıymetli vatandaşlarım,
Değerli çalışma arkadaşlarım,

Cumhuriyetimizin ve devletimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ebediyete intikalinin 79. Yıldönümünde, bir kez daha saygı, sevgi ve rahmetle anmak için biraraya geldik.

Milletimizin yeniden dirilişi olan Kurtuluş Savaşımız, milletimizin kenetlenmesi ve Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının sarsılmaz azmi ve inancıyla zafere ulaşmıştır.

Atatürk, hayatı boyunca umutsuzluğa, yılgınlığa düşmemiş, imkansızlıklara boyun eğmemiş, silah arkadaşları ile birlikte Kurtuluş Savaşımızı kazanmıştır. Atatürk, sadece vatan topraklarını emperyalist yabancı güçlerin işgalinden kurtarmakla yetinmemiş, aynı zamanda ata yadigarı bu topraklar üzerinde yaşayan milletimizin ruhuna işleyen ve hiç sönmeyen bağımsızlık ve çağdaşlık ateşini de yakmıştır.

Atatürk'ün ateşlediği egemenlik ve bağımsızlık meşalesini şerefle taşıyan kahraman Türk milleti, ülkemizin devleti ve milletiyle bölünmez birliğine ve bütünlüğüne tehdit oluşturan FETÖ, PKK, PYD, YPG ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, her türlü terör örgütüne karşı tek vücut olarak haklı mücadelesini yılmadan sürdürmeye devam edecektir.

Değerli vatandaşlarım,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaşamını milletine adayan, dağılmış ve yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yepyeni ve güçlü bir devlet yaratan, eşsiz bir lider ve vizyon sahibi mümtaz bir devlet adamıdır. “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk dış politikasının temel taşlarından biri yapacak kadar ileri görüşlüdür. Türk devletinin ulaşması gerektiği aşamayı, 20. yüzyılın başlarında şaşmaz bir sezgiyle görerek “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demiştir. Ayrıca gerçek kurtuluşun tam ve ekonomik bağımsızlıktan, Türkiye’nin her bakımdan kalkındırılıp güçlendirilmesinden geçtiğini ifade etmiş, batı uygarlığının biliminden, teknolojisinden yararlanarak, bunları özümseyerek çağdaş uygarlık düzeyine çıkıp, bu düzeyi de aşmayı milletimizin önüne amaç olarak koymuştur. Atamız bu amacı daha somut olarak “Büyük davamız, en medeni, en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir” şeklinde ifade etmiş ve refah toplumu olmayı hedef göstermiştir.

Atamız aynı zamanda, Türkiyemizi işgalden kurtaran istiklal mücadelemizi yöneten bir stratejist ve büyük bir askeri deha ve aynı zamanda kahraman ve gözü pek bir askerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihinde mecliste bulunan milletvekillerine yönelik olarak Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

“İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Herkes gitse dahi, asker Mustafa Kemal olarak mavzerimi elime alır, fişeklerimi göğsüne dizer, bir elime de bayrağımı alır, bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada kurşunum bitene kadar vatanımızı müdafaa ederim. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim.”

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından, Cumhuriyetimizin kuruluşuna öncülük etmiş; Cumhuriyetimizin ilanından sonra da sosyal, ekonomik ve siyasi alanda kapsamlı ve köklü reformları içeren toplumsal bir dönüşüm, ilerleme ve kalkınma süreci başlatmıştır.

O reformlar ve ekonomik kalkınma hamlesi sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası toplumun saygın bir üyesi olma yolunda sağlam bir temel atmış, Atatürk'ün gösterdiği hedefler doğrultusunda daima ileriye bakarak, bugün büyük başarılara ve büyük projelere imza atan, dünyada sözü dinlenen, dostluğu aranan bir ülke olmuştur.

Kıymetli konuklar,

Dünya milletleri içinde saygın bir yeri olan Türk milleti, Atatürk’ten aldığı ilhamla muasır medeniyetin ilerisine geçme hedefini daima canlı tutmuştur. Türk milletinin sarsılmayan sevgisi yanında, dünya milletlerinin haklı saygısını kazanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, istiklal yolunda sergilediği kararlı mücadele ve dünyaya örnek olan engin düşünceleri, isabetli uygulamaları ile yayılmacılığın pençesi altında inleyen mazlum milletlerin uyanışına da öncülük etmiştir.

Atatürk’ün, Türk milletini büyük bir atılıma hazırladığı ve yönlendirdiği 1930’lu yıllarda Avrupa ve Asya’nın pek çok ülkesinde, totaliter rejimler veya diktatörlükler bulunuyordu. Böyle bir dünyada Atatürk, yabancı bir gazetecinin sorusuna “Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim” diye cevap vermiştir.

Aynı çağda yaşayan, gerek kendi milletleri, gerekse dünya için endişe ve korku kaynağı olan liderler, bugün ya unutulmuş ya da kötü miraslarıyla anılır olmuştur. Atatürk ise, sevgi ve saygı uyandırarak, Türk milletini, çağdaşlaşma yolunda ilerleterek varlığını teminat altına almaya yöneltmiştir.

On binlerce şehit verdiğimiz Çanakkale’de, karşımızda savaşan düşman askerlerinin annelerine yıllar sonra hitap ederken, “Evlatlarınız bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır” diyecek kadar yüce gönüllüdür.

Ölümünün ardından, bir yabancı gazetenin yazdığı gibi: “Böyle insanlar, bir kuşak için doğmadıkları gibi, belirli bir dönem için de doğmazlar. Bu gibi dehalar, milletlerin anlayışlarında derin ve silinmez izler bırakan eserleriyle daima yaşarlar.”

Ebediyete intikalinin 79. yılında, Atamızı, O'nun şahsında dava ve silah arkadaşlarını, milli mücadelemizin tüm kahramanlarını ve 1071 Malazgirt Savaşı’ndan beri Anadolu’nun Türk yurdu olması için canlarını feda etmiş tüm şehit ve gazilerimizi bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Sözlerimi son verirken, büyük şairimiz Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı adlı şiirinden Atatürk ile ilgili bölümü huzurlarınızda okumak istiyorum.
“Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: 'Üç', dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.”

Montag - Freitag

08:30 - 17:00

25.12.2017 1. Weihnachtstag
26.12.2017 2. Weihnachtstag
01.01.2018 Neujahr
30.03.2018 Karfreitag
02.04.2018 Ostermontag
01.05.2018 Tag der Arbeit
10.05.2018 Christi Himmelfahrt
21.05.2018 Pfingstmontag
31.05.2018 Fronleichnam
15.06.2018 1. Tag des Ramadanfestes
21.08.2018 1. Tag des Opferfestes
03.10.2018 Tag der Deutschen Einheit
29.10.2018 Tag der Gründung der Republik Türkei
01.11.2018 Allerheiligen
25.12.2018 1. Weihnachtstag
26.12.2018 2. Weihnachtstag